Asosyal, antisosyal, hangisi?

Bir itiraf: insanlarla konuşamıyorum. İnsanlarla konuşurken ne yapılır, bilmiyorum. Karşımdakinin suratına bile bakamıyorum. Anlatacak, söyleyecek yüzlerce şeyim varken sadece dinlemeyi tercih ediyorum. Yüzeysel ya da ruhsuz ya da garip, herhangi biri ben oluyorum işte insanların gözünde.

En son üç ay önce yazmışım, bu da üç aydan beri birazcık da olsa mutlu olduğumun azıcık da olsa kanıtı, değil mi?

Bir cumartesi günümü daha film izleyerek geçirdim, gecenin sonlarına doğru başıma giren ağrı da tabii konyak şişesine sarılmamı “sağladı”, Ella Fitzgerald da arkadan a prelude to kiss diyor, daha ne olsun be. Yalnızım evet, belki de bilmiyorum istemediğim kadar yalnızım ama yine de garip bir huzur var içimde. Bilmiyorum yahu. Gerçi Faye gibi bütün gün california dreamin’ dinleyip ortalıkta dolaştım ama. 

Yalnız dolaşmayı ne çok seviyorum lan, çantamda bir şiir kitabı olsun, yakınlarda elmalı çay içebileceğim bir mekan olduğunu bileyim, dolaşıp dururum. 

Konuşmak istediğim ne kadar da az insan var.

ahhmmmburr:

Commission

ahhmmmburr:

Commission

Charles Bukowski (1920 - 1994)
Trapped

don’t undress my love
you might find a mannequin:
don’t undress the mannequin 
you might find
my love. 
she’s long ago
forgotten me. 
she’s trying on a new
hat 
and looks more the 
coquette
than ever.

she is a
child
and a mannequin
and death. 
I can’t hate 
that. 
she didn’t do
anything 
unusual. 
I only wanted her
to.

Charles Bukowski (1920 - 1994)
don’t forget

there is always somebody or something
waiting for you,
something stronger, more intelligent,
more evil, more kind, more durable,
something bigger, something better,
something worse, something with
eyes like the tiger, jaws like the shark,
something crazier than crazy,
saner than sane,
there is always something or somebody
waiting for you
as you put on your shoes
or as you sleep
or as you empty a garbage can
or pet your cat
or brush your teeth
or celebrate a holiday
there is always somebody or something
waiting for you.

keep this fully in mind
so that when it happens
you will be as ready as possible.

meanwhile, a good day to
you
if you are still there.
I think that I am—-
I just burnt my fingers on
this
cigarette.

cross-eyed brat

cross-eyed brat

Tezer Özlü’den biraz bahsedecek olursam…

Bütün tatilimi aylaklıkla geçirdikten sonra bugün sonunda bir kitaba elim değdi. Kalın kitaplardan hala kaçıyor olduğum gerçeğini kabulleneyim öncelikle, ama bir kitabın yoğunluğu da sayfa sayısıyla alakalı değildir ki. “Kalın kitap zor kitaptır” gibi cahil bir anlayışla ilgisi yok bence kaçmamın. Ne olduğunu çözeceğim mutlaka, ama şimdilik kocaman bir sır. 

Her neyse, bu yukarıda söylediklerime çok çok iyi kanıt olabilecek bir kitaba şöyle bir dokundum, Tezer Özlü’nün Kalanlar’ından bahsediyorum. YKY’den çıkıyor tüm yapıtları serisi, ve bu kitap da bu serinin sonuncusu. Zaten bir çeşit derleme, günlüklerinden alınmış bölümler var-hatta kimi tarihsiz- , gözlemlerini kağıda döktüğü anlar var, sadece cümlelerden oluşan bir bölümü bile var. Bilinçakışı yazıldığı belli çok fazla yazı var Kalanlar’da. Zaten Çağrı başlıklı yazısıyla kitabın geri kalanının sizde ne kadar büyük bir şaşkınlık uyandıracağını hissediyorsunuz yavaş yavaş. Bir nevi, her zaman kullandığım cümleyle işi salaklığa vurursam, Özlü kendi kafasını yaşatıyor bize. Umut ve umutsuzluk iç içe. Anı yaşamayı seçiyor Özlü, anı yaşıyor ve yaşanmayanları cebine koyuyor, ölüme gidiyor.

Okuduklarım üzerine kafamda yüzlerce düşünce oluşsa da bunları aktaramıyorum bir türlü, o yüzden çok fazla bahsedemeyeceğim sanırım kitaptan. Zaten iyi bir şeyler yazmak gibi bir hırsım da yok, sadece kitabın hoşuma gittiğini söylemek istedim. Arnavutköy’e gitmek istedim mesela, Arnavutköy’ü İstanbul’un yozlaşmış diğer semtlerinden ayrı tutuyor Tezer,sonunda yaşamı değil ölümü seçmiş olsa bile, Arnavutköy’de yaşama sevinciyle doluyor bir süreliğine de olsa. İstanbul’a döner dönmez Arnavutköy’e gideceğim, tıpkı onun zamanında sevdiği üç yazarın(Svevo,Kafka,Pavese) bir zamanlar yaşamı soludukları kentlere gidip aynı havayı solumaya, yaşamlarını anlamaya çalıştığı gibi. Arnavutköy’e farklı benlerden bakacağım, onun gözlerinden bakacağım meyhanelere, Rum balıkçılarına, tahta evlere…Kim bilir, belki de hala Tezer’in bir zamanlar gözünün takıldığı bir şeye benim de gözüm takılacak, evet, kim bilir?